ülser

13 Ocak 2010

Ülser ağız boşluğundan anüse kadar içi boş organların iç yüzeyini kaplayan mukoza tabakasının kaybıdır. Peptik ülser mide veya duodenal yerleşimli mide asiti ve sindirim salgısı ile ortaya çıkan oval ya da yuvarlak şekildeki mukoza kaybıdır.

Tuttuğu yerler mide, ince bağırsağın ilk bölümü, yemek borusu, ince bağırsağın son bölümüdür. Peptik ülserin en yaygın görülen formu duodenal ülser, sıklıkla duodenumun ilk 3-6 cm arasında yerleşirken, mide ülseri daha az gözlenmekte ve en sık midenin sağ kenarında rastlanmaktadır. Stres ülserleri hem mide hem duodenumda yerleşebilirken, özellikle mide operasyonları sonrası gelişen marjinal ülserler anastomoz hattı nda saptanırlar.
Neden olarak genetik etkenler, kan grubu ve son zamanların ilgi gören faktörü H. Pylori varlığı suçlanmıştır. Duodenal ülserin “0”, mide ülserinin ise “A” kan grubunda daha sık gözlendiği bildirilmiştir. H. Pylori’nin herkeste aynı şekilde patoloji oluşturmaması genetik sebeplerle açıklanmıştır.

Peptik ülser en sık rastlanan hastalıklardan biridir. Nitekim her yaşta görülebilmesinin yanı sıra, tüm coğrafi bölgelerde de tanımlanmış bir patoloji olması bu ifadeyi desteklemektedir. Duodenum ülseri sıklıkla zengin ve tahsilli popülasyonda gerçekleşirken, mide ülseri daha çok sosyoekonomik düzeyi düşük olan kesimlerde ortaya çıkmaktadır.

Yaş: İleri yaş, mide ülseri için, genç yaşlar; duodenal ülser için daha sık görülme yaşlarıdır.

Sosyoekonomik etkenler: Duodenal ülser daha önce de be lirtildiği gibi kalabalık şehirlerde yaşayan , sosyal hayatı daha yoğun yaşayan sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde, mide ülseri kırsal kesimde yaşayan ve kendi işinde yalnız çalışan çiftçi, köylü gibi kişilerde görülür. Ülser hastaları ya aşırı dışa dönük, heyecanlı, agresif, huzursuz kişiler ya da çok depresif, içe dönük kişilerdir.

Diyet: Kafeinli içecekler, kola, bira, süt ve şarap kuvvetli asit salgılatıcı maddeler olmasına rağmen bu ürünlerin ülser riskini arttırdığına dair kanıtlar henüz yoktur. Bir asıra yakın süredir, süt ve süt ürünleri ülser tedavisinde yer almasına rağmen, bu besinlerin içerdiği kalsiyum nedeniyle total asit salgısını arttırdığı gösterilmiştir. Tedavide son görüşler hastalarda ağrı yaratacak zararlı gıdaların kullanılmaması yönündedir.

Alkol:% 10 konsantrasyonun altında alkol içeren içecekler mukozaya zarar vermezken , bu durum % 20’nin üstündeki içeceklerle başlar ve hücrelerin kendini koruması etkisi ile mukoza kendini onarır.

Stres ve Psikolojik faktörler: Merkezi sinir sisteminin ülserin nedenlerindeki yeri beyin-barsak ilişkilerinin ortaya konulduğu çalışmalarla aydınlanmıştır ve yapılan fare deneylerinde stresin ülser yaptığı gösterilmiştir. Kişilik faktörlerinin de ülser yatkınlığına katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Sigara: Sigara içimi basıncı düşürerek reflü riskini arttırır ve mukozal hasara sebep olur. Bir diğer etkisi de , sigaranın pankreatik bikarbonat salgısını azaltarak duodenal nötralizasyonu zayıflatmasıdır. İçilen sigara sayısı ile ülser oluşumu arasındaki doğru oran, sigara içen ülserlilerdeki ölüm oranı ile içmeyenler arasındaki ölüm oranı için de geçerlidir. Sigara içen duodenal ülserli hastalar da iyileşme içmeyenlere göre daha geçtir ve nüks daha sıktır.

Ağrı mekanizması olarak en bildik açıklama hidroklorik asitin ülser üzerine tahrip kar etkisi ve ağrıyı uyarması idi . Fakat yapılan bazı çalışmalar ağrının pH derecesi ile ilgili olarak ortaya çıkmadığını bulmuşlardır. Daha sonra yapılan çalışmalarla sadece asit değil, safra reflüsü, safra asitleri ve pepsinin de etkisi olduğu görülmüştür.

Kilo kaybı hastalarda nadirdir, çünkü hastalar yemek yemenin ağrıyı geçirdiğini tecrübeleriyle öğrendikleri için sık sık yemek yerler. Kilo kaybı ile olan bütün mide hastalıklarında, öncelikle mide kanseri için endoskopik tetkikler yapılmalı ve bu hastalık kesin ekarte edildikten sonra ülser tedavisine başlanmasi gerekir.

Aromaterapi anlatim ve uygulama

13 Ocak 2010

Bitkisel kaynaklardan (yapraklar, çiçekler, ağaç kabukları, meyveler, kökler) çıkarılmış, konsantre edilmiş esansiyel yağların terapi etkileri için kullanılmasına aromaterapi denmektedir.. Bilimsel gelişmeler, günümüzde bitkilerin önemli tedavi potansiyeli bulunduğunu ortaya koymakta ve bu tür tedavi yöntemlerinden de tamamlayıcı tedavi olarak anlatilmaktadir.

Aromaterapi tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden birisidir.Alternatif tedavi ve tamamlayıcı tedavi genellikle birbirinin yerine kullanılmasına rağmen, iki terim aynı anlamı ifade edmez. Alternatif tedavi, modern tıbbın yerine kullanılan bir tedavi şeklidir. Tamamlayıcı tedavi ise, modern tıpla birlikte kullanılan bir tedavi biçimidir..

Aromaterapinin odak noktası tedaviden çok hastalığın verdiği rahatsızlıkların kontrolüdür.
AROMATERAPİ
Oca 8, 2010 Alternatif Tedavi, Genel, Sağlıklı Yaşam, Şifalı bitkiler

Bitkisel kaynaklardan (yapraklar, çiçekler, ağaç kabukları, meyveler, kökler) çıkarılmış, konsantre edilmiş esansiyel yağların terapi etkileri için kullanılması aromaterapi olarak tanımlanmaktadır. Bilimsel gelişmeler, günümüzde bitkilerin önemli tedavi potansiyeli bulunduğunu ortaya koymakta ve bu tür tedavi yöntemlerinden de “tamamlayıcı tedavi” olarak söz edilmektedir.

Aromaterapi tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden biridir. Alternatif tedavi ve tamamlayıcı tedavi genellikle birbirinin yerine kullanılmasına rağmen, iki terim aynı anlamı ifade etmez. Alternatif tedavi, modern tıbbın yerine kullanılan bir tedavi şeklidir. Tamamlayıcı tedavi ise, modern tıpla birlikte kullanılan bir tedavi şeklidir.

Aromaterapinin odak noktası tedaviden çok hastalığın verdiği rahatsızlıkların kontrolüdür.

UYGULAMA ŞEKLİ

Esansiyel yağlar vücut tarafından 3 yolla emilmektedir.

• Ağız yoluyla emilim: Kapsül
• Dokunmasız emilim: İnhalasyon
• Dokunma ile emilim: Masaj, kompres veya banyo

Ağız yoluyla emilim; Esansiyel yağların oral yolla kullanımı, mide problemlerin çözümü, ağız ve diş bakımının sağlanması, çeşitli ağız enfeksiyonlarının tedavisi gibi durumlarda kullanılmaktadır. Oral yolla kullanılan esansiyel yağlar, aromatik ilaç olarak adlandırılmaktadır ve jelatin kapsül içinde uygulanmaktadır.

Dokunmasız Emilim; Esansiyel yağlarda bulunan çeşitli maddeler, psikolojik, fiziksel ve hücresel düzeylerde etki gösterirler. Aromaterapide, dokunma olmadan emilim direkt ve indirekt solunuma karıştırma(inhalasyon) ile sağlanmaktadır. Direkt inhalasyonda uygulanan birkaç yöntem vardır. Esansiyel yağın, pamuk üzerine damlatılarak 5-10 dakika solunmasu, esansiyel yağın sıcak suya eklenerek buharının 10 dakika solunmasu ve oksijen başlığıyla uygulama bu yöntemler arasındadır. İndirekt inhalasyonda uygulanan yöntemler arasında ise, esansiyel yağın sıcak suya eklenerek odanın güvenli bir yerine bırakılması ve oda havasına karışan buharın solunması, püskürteçle uygulama ve sprey şeklinde uygulama gerektirebbilir.

Solunuma karıştırma yoluyla aromaterapi masajı uygulaması, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, astım, yüksek ateş, baş ağrısı, depresyon, yorgunluk, uykusuzluk gibi durumların tedavi edilmesi ve ayrıca çapraz enfeksiyonun yayılmasının önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır.

Dokunma Yoluyla Emilim; Basınç bölgelerine ve enfekte alanlara kompres uygulanması, çeşitli türlerde aromatik banyolar ( ayak, el, oturma banyosu) ve masaj bu uygulamalar arasında yer almaktadır. Esansiyel yağların topikal olarak uygulanması aşağıdaki durumlarda kullanabilirsinz.

• Bölgesel travmaların azaltılması amacıyla,
• Kasları dinlendirmek amacıyla,
• iltihap giderici ve ağrı kesici etkisi için
• Spazm giderici etkisi için
• Bakteri, virüs ve mantarlara karşı olarak kullanılır.

zihinsel yetersizlik

13 Ocak 2010

Akıl hastalıkları ve zihinsel yetersizlik kavramları 20. yüzyıla kadar karıştırılmış, tam olarak açıklanamamiştir.Geçmiş yillarda, bu çocukları topluma kazandırmak için daha düşük beklentilere sahip olunduğundan konu yeterince önem
verilmemiştir. Zeka; öğrenme ve sorun çözme yeteneğinin bir kombinasyonundan oluşmakta, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenir…

Zihinsel yetersizlik tüm etnik ve sosyal gruplarda oluşabilen çocuğun hem bilişsel fonksiyonları hem de günlük davranışlarında görülen yetersizlik durumudur. Zihinsel yetersizlik; çocuğun yaşına göre algılama, yönelim, bellek, soyutlama, neden sonuç bağlantısını kurabilme, gerçeği değerlendirme, yargılama, anlatabilme, öğrenme becerilerinde yaştaşlarına göre geride olması şeklinde anlatilmaktadir..

Zihinsel yetersizlikten söz edebilmek için yetersizlik durumunun 18 yaşından önce ortaya çıkması, zeka ve uyum yeteneklerinin standart ölçümlerinde ortalamanın altında bir başarım (performans) göstermesi gerekir. Zihinsel yetersiz çocukların genel nüfus içerisindeki yaygınlık oranlarının genellikle %3 olduğu kabul edilir. İstatistiksel oranların %2-3 olmasına rağmen gerçekte %1 oranında görüldüğü de anlatilmaktadir..

Zihinsel yetersizliğe neden olan faktörler arasında genetik nedenler, sinir sistemi anormallikleri, metabolik hastalıklar, gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonlar, gebelikte toksik maddelere maruz kalma, doğum travmaları, doğumdan hemen sonraki dönemdeki çeşitli sinir sistemi enfeksiyonları, travmaları ve psikososyal yoksunluk gibi çevresel birçok sebeb sayabiliriz…

Meningomyelosel, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanan zihinsel yetersizlikler doğumda karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli metabolik hastalıklar sonucu ortaya çıkan zihinsel yetersizliklerin ilk belirtileri ise okul öncesi dönemde ortaya çıkabilir ya da teşhisi gecikebilir. Doğumsal herhangi bir nedene bağlı olmaksızın çocuğun gelişimsel döneminin herhangi bir evresinde, travma, enfeksiyonlar gibi bazı nedenler, ileri yaşlarda zihinsel yetersizliğe neden olabilir.

Görüldüğü gibi zihinsel yetersizlik sosyoekonomik değişkenler ve önlenebilir nedenlerden dolayı da ortaya çıkmaktadır. Zihinsel yetersiz çocukların ailelerinin sosyodemografik özelliklerini incelemiş, ergen anneler ve bekar annelerin hafif ve orta derecede zihinsel yetersiz çocuğa sahip olma konusunda risk altında olduklarını saptamıştır, ayrıca dördüncü ya da beşinci sırada doğan çocukların da risk altında olduklarını belirtmişlerdir. Sosyoekonomik durumu kötü olan ailelerin zihinsel yetersiz çocuklara sahip olma durumunun fazla olduğunu belirten çalışmalar da bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda zihinsel yetersizliğin erkek çocuklarda daha fazla görüldüğü saptanmıştır.

gebelikle ilgili bilgi 7

12 Ocak 2010

Vakum ve forsepsle doğum nedir ?

Bebek başı, doğum kanalına indikten sonra kanalda 1-1.5 saat geçmesine rağ­men halen çıkması gecikiyor ise, vakum ve­ya forseps denen özel aletierle uygun ko­şullarda bebek başından tutulup çekilerek doğmasına yardım edilir.Riskli yön­temler oldukları için, dikkatle uygulanma­sı gerekiyor.Annenin ıkınmasının sakıncalı olduğu dunımlarda ve bebeğin doğum kanalında sıkıntıya girdiği durum­larda da uygulanmaktadir.

Gebelikte ve doğum sonrası ortaya çı­kan basur, nasıl tedavi edilebilir ?
Gebelik ve loğusalıkta yavaşlayan bağırsak hareketleri kabızlık ve sonrasında basurla­ra neden olur. Bu yüzden gebelikte bol lifli, yeşil yapraklı sebzeler, bağırsak hare­ketlerini arttıran kaysı gibi meyveler ve zeytin yağlı sebze yemeklerine günlük beslenmede geniş yer verilmelidir. Bol sı­vı alımı ve hareketli yaşam tarzı da, kabız­lığı önleyerek basur gelişimini azaltmaktadir..

Bebek cinsiyeti ultrasonda hangi aydan itibaren tespit edilebilir ?
Bebek cinsiyeti ultrasonda en erken 3. aydan itibaren ayırt edilebilmekle beraber, genellikle 20. haftadan sonra daha rahat izlenebilir. Bebeklerin dış genital organlarına bakılarak cinsiyetleri belirlendiğinden, bacakların kapalı olması gibi bazı durumlarda, bu organ­ların görüntülenmesi müm­kün olamayabilir. Bu gibi görüntülemeyi zorlaştıran durumlarda cinsiyet ayrımı daha ileri aylara kayabilir.

Gebelikte saç boyası kullanılabilir mi? Saç kestirilebilir mi ?
Gebelikte saç boyanması veya perma ve röfle işlemlerinde uygulanan kimyasal ilaçların kullanılması uygun değildir. Bu kimyasal maddeler, saç derisinden emilip kana geçebilir.
Bazı kimyasal madde içermeyen organik saç boyaları mevcutsa da yine de tedbirli davranarak gebelik döneminde saç boyan­ması doğum sonrasına ertelenmelidir.
Gebelerin saç kestirmelerinde ise, bir sa­kınca bulunmamaktadir…

gebelikle ilgili bilgi 5

12 Ocak 2010

Suni sancı nedir ?
Doğum zamanı geldiğinde rahmin kasıl­masını sağlayan oksitosin adlı hormondur. Bu hormon, bebek başı aşağı inip rahim ağzına iyice baskı yaptığı zaman beyinden salgılanır ve doğumu başlatır. Gebelik mi adı dolduğu halde doğum ağrıları başlamamışsa veya acilen gebeliğin sonlandırılması gerekiyorsa, bu hormonun ilaç olarak dışarıdan gebeye verilmesi işlemine, sancı­ların suni olarak başlatılması denmektedir
Ayrıca son yıllarda yine rahimde doğum sancılarını başlatabilen farklı çalışmalar da yapılmakta..

Bebeğin eşinin (plasenta) erken ayrıl­ması nedir ?
Plasenta, normalde bebek doğduktan sonra rahimden kasılmalarla dışarı atılır. Buna ise plasenta doğumu denmektedir. Bazı du­rumlarda bebek anne rahminde iken pla­sentanın bir kısmı veya tamamı rahim du­varından ayrılır ve ciddi kanamalara yol açabilir. Ani tansiyon yükselmeleri, kaza­lar, karna isabet eden darbeler, bu duru­ma neden olabilir. Zamanında müdahale edilmezse durdurulamayan kanamalar or­taya çıkar. Ve ölüme neden olabilir.

Doğum eylemi nasıl gerçekleşir ?
Doğum eyleminde gerçekleşen olaylar kı­saca şöyle özetlenebilir :
1-Düzensiz rahim kasılmaları ile doğum ağrılarının başlaması (pasif ağrılar) ve ra­him ağzının yavaş yavaş açılmaya başlaması
2-Ağrıların düzenli aralıklarla gelip sıklaşmaya başlaması ve rahim ağzının açılmasının hızlanması (aktif ağrılar)
3-Rahim ağzı tam açıldıktan sonra bebeğin doğum kanalına inmesi
4-Bebeğin kanaldan dışarı doğması
5-Plasentanın doğması

Bebeğin ters, yan, çapraz durması ne demektir ?
Normalde doğum kanalına bebekler baş­ları ile girerler ve en önce bebeklerin baş­ları doğar. Nadir vakalarda bazı bebekler doğum kanalına makatı ile veya ayakları ile girerler. Bu duruma ters duruş denir. Bazı nadir vakalarda ise bebek anne rahesminde, yan veya çapraz olarak durur ve böyle durumlarda normal do­ğum mümkün olamaz. Bebeklerin sezaryenle doğurtulmaları gerekir. Ayrıca yan ve çapraz duruş vakalarında, kol veya kordon sarkması ihtimali yüksek­tir.

gebelikle ilgili bilgi 4

12 Ocak 2010

Gebeliğin son üç ayında acilen doktora başvurulmasını gerektiren durumlar hangileridir?
Karında sancı ve kasılmalar olmasi
Vajinadan kanama durumu
Ateşli hastalık
Bebek hareketlerinde azalmalar
Vajinadan su gelmesi
Baş ağrısı ve birlikte tansiyonun yükselmesi, gör­mede bulanıklık oluşması
Vücutta şişmelerin art­ması ve son aylarda 1 haftada 1 kg.dan fazla ağırlık artışı

Son üç ayda ara sıra gelen kasılmaların olması normal durumudur ?
Gebeliğin 7. ayından itibaren hafif şiddet­te, ara sıra gelen kasılmalar olabilir. Bun­ların olması normaldir. Bu kasılmalar, erken doğum ağrılarından farklıdır. Bun­lar rahmin doğum öncesi hazırlık kasıl­malarıdır. Bu kasılmalar sırasında gebeler fazlaca bir ağrı hissetmezler. Bazen de be­bek hareketleri esnasında bu kasılmalar ortaya çıkar.

Normal doğumu kolaylaştırmak için neler yapılabilir ?
Gebeliğin normal seyretmesi durumunda günlük dü­zenli yürüyüşler, yerde oturma, yavaş ve itidalli bir şekilde yüz­me ve ev bisikleti ile pedal çe­virme, bir uzman gözetiminde bazı özel egzersizler, normal doğumu kolaylaştırabilir.
Ayrıca gebelikte aşırı kilo alma, doğu­mu zorlaştıran önemli faktörlerden oldu­ğu için gebelikte aşırı kilo almamaya da itina gösterilmelidir.

Beklenen doğum tarihi geldiği halde doğum sancıları başlamamışsa
40. hafta dolmuş, ha­len doğum sancıları başlamamışsa, gebe kendisine verilen bek­lenen doğum tarihin­de mutlaka doktoruna başvurmalıdır. Böyle gebeler, 3 günde bir NST, haftada bir ultrason ile sıkı takibe alınır. Bu takiplerde bebeğin anne rah­mindeki iyilik hali, suyunun miktarı, rahat oksijen alıp alamadığı saptanmaya çalışılır. Bu takiplerde bir sorun tespit edilmezse, bu şekilde 15 güne kadar, doğum sancıla­rı beklenebilir.. 42. hafta dolmasına rağ­men halen doğum sancıları başlamamışsa, bu gebelerde, doktorun müdahale edip doğumu başlatması gerekir.

Doğumun yaklaştığının belirtileri ne­lerdir ?
-Rahimde kasılma-seıtleşme ve ağrı his­sedilmesi (doğum sancıları)
-Vajinadan hafif kanla karışık olabilen, koyu, sümük kıvamında bir akıntı (nişan gelmesi)
-Vajinadan berrak su gelmesi
-Hafif bir kanama (açılma kanaması) Bu belirtilerin bazen sadece biri, bazen bir kaçı ortaya çıkabilir. Bu belirtiler orta­ya çıktığında doğumun yaklaştığı anlaşılır ve mudaka doktora haber verilmelidir.

gebelikle ilgili bilgi 3

12 Ocak 2010

Gebeler neden sık idrara çıkarlar?
Gebeliğin ilk aylarında büyüyen rahmin idrar torbasına bası yap­ması, sık idrara çıkmaya yol açar.
Son aylarda ise bebeğin başının idrar torbasını sıkıştırması ile ortaya çıkar. Gebeler idrar yapma ihtiyacı duyduklarında idrar yapmayı geciktirmeleri kesinlikle çok yanlıştır. Uzun süre bu ihtiyaç geciktirilirse, idrar yolu iltihabı gelişme ihtimali articaktir…

Bel ve kalçalarda ani batma şeklinde görülen ağrılar, bir tehlike işareti olabilir mi?
Bu şikayete rahmin büyümesi sonucu bel ve bacağa giden sinirlere baskı oluşması yol açar. Çoğu gebe, bu durumdan korkmaktadır. Korkulacak bir durum değildir.
Dinleme ve ağrılı bölgeye masaj gebeyi rahatlatır.
Ayrıca gebeliğin sonuna doğru, doğum zamanına yaklaştıkça çatı kemikleri arasındaki eklemlerde ve bel omurları arasında­ki eklemlerde de gevşemeler olur. Bu gev­şemeler de bel ve kalça ağrılarına yolaçar.

Gebelikte varisi olanlar nelere dikkat etmelidir ?
Gebelikte toplar damarlarda varis gelişimine eğilim artar veya önceden var olan varisler gebelikte daha da ilerler. Bu yüzden gebelik sırasında varisi olanların, mutlaka kendilerine uygun varis çorapları giyinmeleri gerekir.
Ayrıca uzun süre ha­reket etmeden ayakta durmaktan kaçınmalı, otururken ayaklarını sarkıtmamak için, vücut seviyesinde olacak kadar yükseğe kaldırmaları gerekir.

Gebelerde yorgunluk,aşırı uyku veya uykusuzluk normal midir ?
Çoğu gebe, gebeliğin baş­laması ile birlikte yorgunluk, fazla uyuma veya özellikle son aylara doğru uykusuzluk sorunlarından şikayet eder­ler. Bazen bu durum, etrafla­rından nazlanma olarak değerlendirilir. Fakat gebelik hormonları­nın etkisi ile bu değişiklikler ortaya çık­maktadır. Bu yüzden gebeye anlayış gös­termek ve destek vermek gerekir.

İkinci üç ayda acilen doktora başvurul­ması gereken durumlar nelerdir ?
-Vajinadan gelen kanama
-Karında sertleşme ile birlikte sancı hissedilmesi
-Vajinadan su gelmesi
-Tansiyon yükselmesi
-Şiddetli baş ağrısı
-Bacaklarda kızarma ve şişme, ağrı
-Ateşli hastalıklar
-Sık idrara çıkma veya vajinadan iltihaplı akıntı gelmesi…

gebelikle ilgili bilgi 2

09 Ocak 2010

Renkli (ayrıntılı) ultrosonografî ne zaman yaptırılmalı ?
Bu inceleme sırasında bebeğin genel vücut yapısı ve iç organları daha ayrıntılı görüntülenebilir. Ayrıca anneden bebeğe giden kan akımlarının normal seviyede olup olmadığı örenilir..
Normal seyreden gebelerde gebeliğin 22-26. haftaları arasında bir kez yapılabilir.
Riskli gebelerde ise, zamanı doktor tara­fından, sorunun ciddiyetine göre bakilir..

Gebelerdeki çarpıntı varsa
Gebelerde sık rastlanan şikayetlerden biri de çarpıntıdır. Çarpıntı, kansızlığın belirtisidir. Ayrıca bazı kalp has­talıklarının belirtilerinden biri de çarpıntı olduğu için, gebelerin bu şikayetleri oldu­ğunda, Dahiliye veya Kardiyoloji uzmanı tarafından da tetkik edilmeleri gerektirir.

Gebelikte vücutta şişmeler varsa
Gebelik hormonları, dokular arasında sıvı tutulumuna yol açmakta. Ayrıca büyüyen rah­min yaptığı baskı ile dolaşımın zorlaşması da, özellikle bacaklarda şişmelere neden olmaktadir.
Gebelik zehir­lenmesi bulguların­dan biri de vücutta şişmelerdir. Bunun ayrımında da idrar tahli­linde protein kaybının olup olmadığına bakı­lır. Ayrıca gebe, tansiyon takibine alınır.

Vajinadan gelen akıntılar bir soruna işaret eder mi ?
Gebelerde normal vajinal akıntıların mik­tarı ve kıvamı artar. Fakat bu akıntıların rengi koyu sarı, gri, yeşil olursa veya peynirimsi bir görüntü alırsa ve kötü kokulu olursa, o zaman bir enfeksiyona işaret eder ve bu durumda mutlaka tedavi gerekir. Zamanında bu akıntılar tedavi edil­mezse, vajinadaki enfeksiyon yukarı rah­me doğru ilerler ve suların erken gelme­sine ve neticede erken doğuma yol açabilir.

Gebelikte göğüslerden süt gelmesi normal midir ?
Normalde gebeler doğum yaptıktan sonra göğüslerinden süt gelmeye başlar. Bazen gebeliğin 3. ayından itibaren de göğüslerden süt gelebilir. Bu anormal ve kor­kulacak bir durum değildir.

gebelik ile ilgili bilgi 1

09 Ocak 2010

Gebeliğin ikinci üç ayında sıkça karşı­laşılan şikayetler nelerdir ?
Midede yanmalar
Bacaklarda kramplar
Sırt ağrıları
Ellerde uyuşma
Uykusuzluk
Hazımsızlık ve kabızlık şikayetlerinde artiş
Cilt çadakları ve cilt renginde koyulaşma.

Gebeler, bebek hareketlerini en erken ne zaman hissederler ?
Gebeler bebek hareketlerini, ilk gebelikle­rinde, genellikle 5. ayda fark etmeye baş­lar. Daha sonra gebelik sayısı arttıkça daha erken aylarda da hissedilir.

Gebelikte rahat uyuma şekli nasıl olmalıdır ?
Gebeliğin ilerleyen aylarında gebeler yatakta uyurken giderek rahatsız olmaya başlar­lar. Bu rahatsızlıkları azaltmak için yumuşak yastıklardan faydalanabilir.
Gebeler için en uygun yatış pozisyonu, yan yatıştır. Özellikle son aylarda sol yan yatış önerilir. Bu sırada başın altına 2-3 yastık, bacakların arasına bir yastık ve ihti­yaca göre kollar arasına ve sırta bir yastık yerleştirilebilir.
Gebelikte kesinlikle yüzüstü yatış yasaklanır.

Gebelikte mide yanmaları neden olur ?
Mide yanmaları; bü­yüyen rahmin mideyi yu­karı doğru itmesiyle mide ile yemek borusu arasın­daki kapak sisteminin bo­zulması sonucu, mide asi­dinin yemek borusuna kaçması sebebiyle ortaya çıkar. Bu yüzden gebelerin az-az ve sık-sık beslenmeleri,gece 2-3 yastıkla uyumaları gibi önlemler tavsiye edilebilir. Gebelikte bu yanmalara kar­şı güvenle kullanılan bazı ilaçlarla tedavi sağlanmakta.

2 ‘gebelik’ arasi surenin ne kadar olmasi ‘gerekir’

09 Ocak 2010

Gebelik sırasında be­beğe verilen ve doğum sı­rasında kaybedilen kalsiyum, demir ve vita­minler gibi besin mad­delerinin tekrar yerine konması için belirli bir zamen geçmesi gerekmekte. Bu sü­re kadından kadına değişemektedir. Harcananların yerine gelmesi, gebelikte alınan kiloların verilmesi, kasların eski kuvvetine kavuşabilmesi için genel olarak 2 yıl geçmesi gerektiği söy­lense de, bu herkes için değişebilir.
İki gebelik arasında olması gereken sü­re, kadının loğusalıktaki gördüğü bakıma, beslenme ve genel sağlık durumuna göre değişir. Çünkü burada geçen süreden zi­yade gebelik sonrası bakımın kalitesi çok önemlidir.

İyi bir bakımla bu süre 6-7 ay olabileceği gibi doğum sonrası bakım görmezse 2 yıl­dan daha fazla da olsa harcananlar yerine gelemez ve kadının vücut yapısı ve kas kuvveti eski haline dönemez.

Bu yüzden gebelik sonrası dönemde kadı­nın harcadıklarının yerine konması için dengeli beslenmeye dikkat etmesi ve vü­cudunun eski kuvvetine kavuşması için günlük düzenli egzersizlere devam etme­si gerekir. Bu hem kadının genel yaşamı için hem de sonraki gebeliğe hazırlanma­sı için çok önemlidir.